Keçiçayırı Kazıları

 KEÇİÇAYIRI 

                                                                                                                                                                             Prof. Dr. Turan EFE

Etrafı ormanlık alçak tepelerle çevrili, küçük bir ova olan Keçiçayırı, Frigya Yaylası’nın doğusunda, 22 km Seyitgazi’nin güneyinde ve 5 km de Barkaçı Köyü’nün güneybatısında yer alır. Yerleşme ilk defa, 1977 yılında burada yapılan kaçak kazılardan Eskişehir Arkeoloji Müzesi’nin haberdar edilmesi sonucu saptanmıştır. 

Seneler sonra, 2006 ve 2009 yılları arasında burada, Eskişehir Arkeoloji Müzesi Müdürlüğü’nün yönetiminde ve  Prof. Dr. Turan Efe’nin danışmanlığında  kurtarma kazıları gerçekleştirilmiştir. TUBİTAK (Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu) ve İstanbul Üniversitesi, Araştırma Fonu projeye maddi destek sağlamıştır.   

Birbirlerine uzak mesafelerdeki Höyük, Teras, Cıbırada ve Kuzeybatı Tarlaları’nda yapılan kazılar, esas itibariyle Neolitik Dönem’in erken evreleri, geç İTÇ II  ve Roma dönemleri ile ilgili buluntular vermiştir. Teras’ta ayrıca iki Geç Kalkolitik gömü ele geçirilmiştir. Ovanın doğusunda,  Kuzeybatı Tarlaları’ndan güneyde Adatepe’nin batısındaki tarlalara kadar olan 1 km uzunluğundaki geniş alanda yoğun bir Roma yerleşmesi vardır. 

b 88 Açması, Höyük ve Teras

Teras’ta ele geçirilen birkaç yontmataş alet İ. Gatsov tarafından Orta Paleolitik’e tarihlenmiştir. Çanak Çömleksiz Neolitik Dönem’e tarihlendirebileceğimiz malzeme Höyük’te ve Kuzeybatı Tarlaları’ndaki b 88 açmasında saptanmıştır. Bu açmada, Roma dolgusu altında üst üste iki prehistoric tabaka söz konusudur. Üst tabaka homejen koyu renkli olup mimari kalıntıya rastlanmamıştır.  Bunun altında ise içinde yontmataş aletlerin ele geçirildiği çakıltaşlı bir tabaka ortaya çıkarılmıştır. Bunun içine oyulmuş belli belirsiz iki çukur ara evreye ait olabilir. Üstteki tabakada bulunan birkaç erken Neolitik çanak çömlek parçasından biri bu dönem için çok tipik olan pervaz dudak içerir.

Höyük’teki ortalama 50 cm kalınlığındaki dolguda, temelleri direkt ana kaya üzerine oturan Roma evleri söz konusudur. Roma dönemi malzemesi sadece evlerin içindeki dolgudan gelirken, evlerin dışındaki dolguda ise büyük kazıyıcılar ve diskler ile baskı tekniği ile şekillendirilmiş uçlarla karakterize olan yotmataş aletler ele geçirilmiştir. Bu alet topluluğu olasılıkla Çanak Çömleksiz Neolitik (Pre-Pottery Neolitic) dönemin sonlarına tarihlenir. 

Terastaki AA 13 Açması’nın batı yarısında, direkt ana kaya üzerinde, çok tahrip olmuş iki gömü ele geçirilmiştir.  Bunlardan batı profilinde bulunanın yanında, kırık durumda bir testi ile bir kase bulunmuştur. Bunların her ikisi de Geç Kalkolitik’e tarihlenmektedir.

Cıbırada’da Yapılan Kazılar

Cıbıra’nın tepesinde iki ana evre saptanmıştır. Bunlar İlk Neolitik ve İTÇ II dönemleridir.  Ayrıca az miktarda İTÇ III dönemine ait malzeme de ele geçirilmiştir.

İlk Neolitik Dönem

Kuzeyde, yamaçtaki İTÇ II dönemi ev tabanlarının altında kitlenmiş olarak İlk Neolitik dolgu ile karşılaşılmıştır. Kayda değer bir mimari kalıntı ele geçirilememiştir. Ele geçirilen çanak çömlek, Çatal Höyük-Doğu’da (VII ve VI. evreler), Beyşehir Gölü yakınındaki Erbaba’da (III-II. Evreler) ve Antalya’nın kuzeyindeki Bademağacı’nın alt katlarında bulununlarla büyük benzerlik gösterir. Dolguda öğütme taşları, havan elleri ve hayvan kemikleri de ele geçirilmiştir.

İlk Tunç Çağı II

Cıbırada’nın tepesinde umulmadık bir şekilde etrafı sur ile çevrili bir İTÇ II kalesi ortaya çıkarılmıştır. Surun kalınlığı 1.30-2.00 m arasında değişmektedir ve tepenin konturlarını takip ederek çoğunlukla yamaca inşa edilmiştir.  Özellikle surun dış yüzünde oldukça büyük taşlar kullanılmıştır; aralardaki boşluklar ise  küçük taşlar ve taş kırıkları ile doldurulmuştur.

     Evler ya sura arkadan bitiştirilmiş ya da kendi duvarları ile arkadan sura dayanmaktadır. Kuzey ve batıdaki evler tek odalıdır ve önlerinde sunudurma yer alır. Güneybatıdaki diğerleri ise arkalarında hücre şeklinde odacıklar veya dikdörtgen odalar içerirler.

Kuzeyde oldukça dik bir yamaca inşa edilmiş olan evler, büyük olasılıkla bir zemin kat ve onun üzerinde ahşap tabanı yerleşmenin ortasındaki düzlük seviyesinde olan ikinci bir kat içermekteydi.   Yerleşmenin ortasında merkezi bir avlu, ya da ortasında bağımsız bir idari yapının bulunduğu bir avlunun bulunup bulunmadığı konusunda somut bir şey söylemek mümkün değildir.

Şans eseri batıda kaleye girişi sağlayan kale kapısı nispeten iyi korunmuş olarak zamanınmıza kadar gelmiştir.  Kapı trapez şeklindedir ve iç kısma doğru daralmaktadır. Dışta, girişin her iki tarafındaki köşeler maalesef kısmen tahrip olmuştur. Büyük olasılıkla kapının bu iki köşesinde, aralarında 4.0 m açıklık bulunan kuleler yer almaktaydı. Sol köşede niş şeklindeki girinti, kulenin üzerine ve çatıya çıkmak için merdiven boşluğu olabilir.  Kapı her iki uçtaki iki giriş ve bunların arasında yer alan bir giriş odasından oluşur.  İç kapı genişliği 2.0 m kadardır. Giriş odasının sağ yan duvarı üzerindeki bir girişle yan bitişik odaya geçilir.

Güneybatı köşesinde bir fırının yer aldığı bu oda, kapıyı kontrol altında tutan bir bekçiye ait olabilir.

Kapının sol yan duvarına parallel, aralarında 50 cm genişliğinde bir koridor bulunan diğer bir duvar inşa edilmiştir. Bu koridor, kalenin içinden kapı odasına ulaşmak ve bu şekilde oda kapısına giren düşmana yandan ve arkadan saldırmak için bir gizli yol olabilir. Iç kısımda, kapı önünde  dar bir aralıktan sonra, eve ait bir mimari kalıntının ortaya çıkarılması, burada sura bitişik evlerle aradaki bu sokakla ayrılan içte ikinci sıra evlerin olabileceğini akla getirmektedir.

Kuzeyde Y/Z 1-100 açmalarının bulunduğu kesimdeki evlerin hepsi yanmıştır. Özellikle odalardan birinde, büyük olasılıkla birçoğu üst kattan düşmüş olan birçok buluntu ele geçirilmiştir. Burada, bir İTÇ II yerleşmesinde bulunabilecek hemen hemen her türden buluntu ile karşılaşılmıştır ve bunlar Kale’nin tarihlendirilmesinde büyük önem taşımaktadır.

Çanak çömlek mal, form ve bezeme olarak Küllüoba IV C Evresi’ninki ile büyük benzerlik gösterir. İki maden kalıbı ve yedi pişmiş toprak üfleç, kalede madencilik faaliyetlerine işaret etmektedir.  Bu kadar erken bir tarihte, bu tür üfleçler Yakın Doğu’da  çok az ele geçirilebilmiştir. Diğer buluntular arasında kil fırçalar, ağırşaklar, bir mermer idol, bir kil mühür, tezgah ağırlıkları, andironlar, çakmak taşı dilgiler ve davula benzer, üzeri yiv bezemeli bir kil nesne sayılabilir.

Roma Dönemi Kazıları

Açmaların birçoğunda alttaki tarihöncesi dönem tabakalarına ulaşabilmek için once Roma dolguları kazılmıştır.  Bu çalışmalarda, içlerinde nadiren in situ buluntunun söz konusu olduğu evlere ait kalıntılar ele geçirilmiştir.  Teras’ta AA 13 açmasındaki yuvarlak yapının planı hemen hemen tamamen saptanmıştır. Bu arada, Anadolu Üniveristesi’nden Oğuz Alp başkanlığında bir ekip, 2009 yılında tepelerin yamaçlarındaki kaya mezarlarında temizlik çalışmaları yapmıştır.   

Sonuç olarak bu kazılar, Eskişehir bölgesinde bugüne kadar hemen hemen hiç bilgi sahibi olmadığımız  Neolitik Dönem’in erken evreleri ile İlk Tunç Çağı’nda dağlık bölgelerde var olduğu anlaşılan kale yerleşmelerinin özellikleri hakkında önemli bilgiler vermiştir.

 

  

                                                                                                                                                                            

 

Resim 1: Keçiçayırı-Cıbırada, İlk Tunç Çağı II kalesi kuzeyden.

Resim 2: Keçiçayırı İlk Tunç Çağı II genel yerleşim planı.

Resim 3: Kalenin batı kesimdeki sur kalıntısı. 

Resim 4: İTÇ II Dönemi’ne ait çanak çömlek örnekleri

Resim 5: Neolitik Dönem’e ait çanak çömlek parçaları.