Doğum ve Doğumla İlgili Uygulamalar

DOĞUM VE DOĞUMLA İLGİLİ UYGULAMALAR

İnsan, hayatı boyunca biyolojik ve kültürel olarak bazı değişimler geçirir. Bireyin yaşantısında meydan gelen bu değişimlere “geçiş dönemleri” adı verilmiştir. Bu dönemler genel olarak; “doğum, erginlik, evlilik ve ölüm” ana başlıkları altında toplanmıştır. Geçiş dönemlerinde bireyi yeni dönemine hazırlamak, geçişini kolaylaştırmak ve gelebilecek zararlardan korumak amacıyla, pek çok geleneksel, dinsel-büyüsel işlemler, tören ve kutlamalar yapılmaktadır. Bu kültürel uygulamaların şekli kültürden kültüre farklılaşmakla birlikte, geçiş dönemleri etrafında yoğun olarak uygulanmaları evrensel bir nitelik kazanmaktadır.

Doğum

Doğum yeni bir insan hayatının başlangıcı olması nedeniyle hem biyolojik hem de kültürel olarak toplumda ve geçiş dönemleri içinde önemli bir yer tutmaktadır. Çünkü topluluk, soyun ve kültürün devamının sağlanmasına özel önem göstermektedir. Bu nedenlere bağlı olarak doğum Türkiye’nin her yerinde mutlu bir olay olarak kabul edilmektedir. Dünyaya gelen her çocuk ailenin devamı için önemli görülmektedir. “Doğum, her toplumda anne, yeni bebek ve akrabalarıyla ilgili davranışları içeren bir toplumsal örgütlenme içinde karşılanır. Bu davranışların bazıları ritüel bazıları anne ve bebeğin sağlığı ile ilgilidir ve çoğunlukla iç içe geçerler. İnsan doğumu, insan beyninin gelişmişliği - başının büyüklüğü nedeniyle gerçekte gelişimini tamamlamadan gerçekleşmektedir ve bebek doğumda tek başına yaşamda kalamayacak kadar çaresizdir. Bu durum doğum ve bebeğin bakımında kültürel niteliğin etkisini artırmaktadır. Bu nedenle doğum ve ona bağlı gelenekler, toplumun yaşam görüşü ve kadına karşı tutumu hakkında fazlasıyla ipucu içerirler.” (Emiroğlu, Aydın 2003: 237) Bu çalışmada geçmişte ve günümüzde doğumla ilgili olan inançlar, geleneksel uygulamalar doğum öncesi, doğum sırası ve doğum sonrası olmak üzere üç ana başlık altında incelenmektedir. Günümüzde doğumun tüm aşamalarında birincil olarak tıptan yararlanılmaktadır. Diğer taraftan yeni doğan bireyi, özellikle doğaüstü güçlerden gelebilecek, olumsuzluklardan korumaya yönelik dinsel ve büyüsel işlemlerle, halk hekimliği kapsamına giren uygulamaların yapıldığı tespit edilmiştir.

Doğum Öncesi: Evli çiftten, toplumun ilk beklentisi çocuk sahibi olmalarıdır. Bu beklentinin çift tarafından karşılanması ve hamilelik sürecinde kadının sağlığını koruyarak hamileliğinin başarılı bir şekilde sonlanması, çocuğun cinsiyetini belirlemeye yönelik uygulamalar bu dönem için ana başlıklardır. Bu durumu P. N. Boratav şöyle açıklamaktadır:

 “Genç kadın, hatta daha evlenmeden önce genç kız, çocuğu olup olmayacağını öğrenmekte sabırsızlık gösterir, fal türünden bazı işlemlere başvurur. Genç kadının çocuk (ve öncelikle erkek çocuk) sahibi olması için evliliğin ta başlangıcında uygulanan işlemlerde var: yeni gelinin yatağında, daha gerdekten önce, bir oğlan çocuk yuvarlamak, kucağına bir oğlan çocuk vermek gibi.”

Kısırlığı Giderme ve Gebe Kalma: Çocuk sahibi olmanın gerekliliği konusunda; “Murdock, bir toplumun üremesi- çoğalması için çekirdek ailenin gerekli olduğu görüşündedir. Yine, üreme daha çok evliliğin bir işlevi- çocukların meşru kılınması ve böylece onların toplumsal haklarının sağlanması – olarak görünür” der. (Kottak 1994: 397)

Toplum, yeni evlenen çiftten çocuk sahibi olmalarını ve anne-baba rollerini kazanmalarını bekler. Çocuğu olmayan kadınlar için “kısır, kulunsuz katır”; erkekler için ise “badak (tohumsuz), dölsüz” gibi ifadeler kullanılmaktadır. Eğer kadın, bir yıl içinde hamile kalamazsa “dinsel-büyüsel işlemlere, halk hekimliğine veya tıbbi sağaltma” yollarına başvurur.

Dinsel - Büyüsel Nitelikte Olanlar: Kısırlığın giderilmesi ve gebe kalma konusunda çeşitli toplumlarda araştırma yapan Mauss, bu konudaki büyüsel uygulamaların daha çok kadınlarla ilgili olduğunu vurgular; “Kadınlar, erkeklere oranla büyüye daha yatkın görünmelerini fiziksel özelliklerinden çok, kendi niteliklerinin söz konusu olduğu toplumsal duygu ve düşüncelere borçludur. Hayatlarındaki kritik dönemler, kendilerine özel bir konum yaratan şaşkınlıkları, korku ve kaygıları provoke eder. Oysa evlenme çağında, âdet dönemi boyunca, hamilelik ve doğum sırasında, kadınların büyüsel nitelikleri en yoğun seviyeye ulaşır.” (Mauss 2011: 74) Konuyla ilgili olarak Eskişehir yöresindeki yerleşim birimlerinden elde ettiğimiz uygulamalarla ilgili verilerin bazıları şöyledir:

“Benim annemin çocuğu olmamış. Seyitgazi Türbesine gitmişler dua okumuşlar, adak adamışlar; geldikten sonra ablam olmuş, koyun kesmişler.”(Mahmudiye- Balçıkhisar Köyü)

“Çocuğu olmayanlar yedi Mehmet isimli evden bez toplarlardı; ondan gömlek dikerlerdi çocuk olduktan sonra onu giydirirlerdi.” (İnönü-Seyitali Köyü)

“Hamdi Baba Türbesine giderlerdi. Allah tarafından o köşede ince elek unu gibi toprak öğünürdü. O topraktan bir cimcik alır, avucunun ortasına koyar, ağzına atarlardı. O işte, dokuz ay sonra, mesela, çocuk dünyaya gelirdi.” (Sivrihisar- Merkez)

“Çocuğu olmayan kadın Hamdi Baba Türbesi’ne giderdi, adak adardı. O adağı da şimdi doğum yaptı ya, bebek 15 günlükken ya da bir aylıkken gelirdi, adağını da getirirdi. Çocuğun adı erkek olursa ‘Hamdi’, kız olursa ‘Hamide’, ‘Hamiyet’ konurdu. Ondan sonra kurbanlarını keserlerdi oraya gelenlere dağıtırlardı. O çocuğu orda çevirirlerdi, hani okuyarak, çocuğu oraya yatırırlardı kapıyı kapatırlardı. Hamdi Baba gelir, çocuğun yüzünü sıvazlarmış gerçekten bak.” (Sivrihisar-Merkez)

Halk Hekimliği Kapsamına Girenler: “Kadın çeşitli buğulara oturtulur. Kadının beli çekilir, yakı vurulur, kasıklar sarılır. Rahim içine çeşitli ilaçlar konur. Kaplıcalara içmelere gidilir.” “Bizim burada hamamı çok severler, çocuğu olmayanlar hamama giderler.”

Tıbbi Sağaltma Alanına Girenler: Geçmişte kısırlığı gidermek için halkın kendi arasında geliştirdiği kimi yöntemler ve halk hekimliğinin yanı sıra, az da olsa doktora, ebeye ve hastaneye de başvurulurdu. Günümüzde ise; yaptığımız çalışmada görülmüştür ki, doğumun tüm aşamalarında ilk sırada tıptan yararlanılmaktadır. Herhangi bir sorunla karşılaşıldığında, öncelikle hastanelerden ve doktorlardan yardım istenmektedir. Bununla birlikte, geleneksel sağaltma yöntemleri ve bazı pratikler günümüzde de devam etmektedir. Tıbbın maddi dünyada gerçekleşen sağaltma ve koruma işlemi, manevi dünyadaki korunma ve sağaltma teknikleri ile desteklenmektedir.

İstenmeyen Hamileliklerin Sonlandırılması: Geçmişte doğum kontrol yöntemlerinin yeterince bilinmemesi ya da uygulanmamasından dolayı istenmeyen hamilelikler yaşanmaktaydı. Bu hamileliklerin sonlandırılmasında, tıbbi imkânlara kolay ulaşamama, ayıplanma, kınanma ve toplumsal baskılar gibi nedenlerle, çeşitli geleneksel yollara başvurulmuştur. Bu da kimi zaman kadının sağlığını tehdit edecek boyutlara ulaşmakta kimi zaman da ölümüne sebep olmaktaydı. Konuyla ilgili alan araştırması yaptığımız günümüzde, istenmeyen hamileliklerin sonlandırılmasında artık geleneksel yöntemlerin kullanılmadığı ve hastanelere başvurulduğu tespit edilmiştir.

Hamileliğin Anlaşılması: Eskişehir’de hamilelikle ilgili çeşitli adlandırmalar vardır. Bunlar; “hamile”, “gebe”, “yüklü”, “iki canlı”, “boynu dolu”, “koynu dolu”, “boylu kadın”, “karnı burnunda”, “ağır ayak” şeklinde ifade edilir. Hamile kadına, hamileliği süresince, çevresi tarafından özel bir ilgi gösterilir. Bu, kadının bir can taşıyor olmasının kutsallığından kaynaklanmaktadır. Kadın hamileliğini ilk olarak ay halinin gecikmesiyle anlar. Eskiden hamilelik belli bir süre gizli tutulurdu. Fizyolojik olarak hamilelik belirginleşinceye kadar, özellikle kaynana ve kaynata gibi, evin büyüklerinden gizlenirdi. Oysa günümüzde, hamilelik ilk öğrenildiğinde müjdeli bir haber olarak herkese duyurulur. Hamileliğin anlaşılmasıyla ilgili anlatımlardan bazıları şöyledir:

“Hamileliğimizi söylemeye utanıyorduk, böyle laf konuşabiliyor muyduk ki...”(Sivrihisar-Merkez)

“Hamile kalınca hemen demiyorduk, eskiden utanma vardı. Kaynana, kayınbabadan çekinilirdi. Mesela, şimdikiler hep serbest gidiyorlar; olduğu günü herkes duyuyor. Bizde, ta dört beş aylık olasıya kimse duymuyor; kayın baba hiç duymuyordu. İlkin eltine söylüyordun.” (Mahmudiye-Balçıkhisar Köyü)

Aşerme: Aşerme, kadının gebeliğinin özellikle ilk aylarında, bazen de hamilelik boyunca bazı yiyecek ve içecekleri canının çekmesi veya bazı yiyecek ve içeceklere karşı bir tiksinti duymasıdır. Aşerme yörelere göre farklı adlarla telaffuz edilmektedir. Bunlar; “aşerme”, “aşerikliği”, “aş çalıklığı” (Mihalıççık-Sorkun Köyü; İnönü Merkez; İnönü Seyitali Köyü), “aşyerikliği”, “aşyerme”, “aş ayırma” (Merkez- Musaözü Köyü ) şeklindedir. “Çalıklık, bebek çalıklığı varmış kadının çalıklığı varmış derler.”(Mihalgazi-Alpagut Beldesi) “Aşerdiğin şeyi yemezsen çocuğun bi yeri sakat olur derlerdi.” (Beylikova-Yukarı İğdeağacı Köyü) “Yemek yiyemiyordum, yiyince okşama (kusma) geliyordu.” (Çifteler-Yıldızören Köyü)

Hamile Kadının Kaçınmaları Uygulamaları: Hamile olan kadının uyması gereken ve yöreden yöreye değişen çeşitli uygulamalar vardır. Bunlar genellikle bebeğe gelecek dış tehlikelerden korunmaya yönelik olduğu için; “kaçınma ve sakınma” olarak adlandırılır. Bu konuda S. Veyis Örnek şu tespitlere yer vermektedir: “Kadın gerek gebeliği gerekse lohusalığı süresince çevresinde bir çeşit hasta olarak kabul edilir ve buna göre işlem görür. Başka bir söyleyişle, gebe kadının bağlı bulunduğu grup ya da cemaatin kültürel değerleri hasta kategorisine sokarak ona o gözle bakar; ondan bu değerlere uygun beklentilere göre hareket etmesini ve rolünü üstlenmesini ister. Bu durum da kadını gebeliği süresince birtakım kaçınmalara ya da bağlı bulunduğu kültürel ortamın geçerli saydığı işlemlere uymaya zorlar.” (Örnek 1995: 135)

Çocuğun Cinsiyeti: Hamilelikte doğacak çocuğun cinsiyetini anne baba kadar, içinde bulunduğu grup da önemser. Ataerkil aile yapısının getirdiği erkek çocuk isteği, Türkiye’nin birçok yerinde olduğu gibi, Eskişehir’de de hâkimdir. Kadının aşerdiği yiyecek- içeceklerden, dış görünüşünden, sancının geliş şeklinden yola çıkılarak çocuğun cinsiyet tahmini yapılır.

Doğum Sırası: Doğum, hamile kadının ilk suyunun gelmesiyle başlayıp “eş (son)”in düşmesiyle biten bir süreçtir. Geçmişte doğumlar daha çok evde, ebeler tarafından yaptırılır; bu sırada birçok geleneksel pratikler uygulanırdı. Bu pratiklerin doğumun kolay geçmesinde, bebeğin sağlıklı bir şekilde dünyaya gelmesinde etkili olduğu düşünülmekteydi.

Doğum Sonrası

Çocuğun Yıkanması ve Tuzlanması: Doğumların evde ebe tarafından gerçekleştirildiği dönemlerde bebek doğar doğmaz yıkanır, ardından tuzlanırdı. Yöresel farklılıklar gösterse de tuzlamanın temelinde, ilerleyen yıllarda çocuğun terinin ve ağzının kokmaması düşüncesi bulunmaktadır. Bebeği yıkarız. Tuzu iyice inceltiriz; her tarafını, ağzını, sırtını pişmesin diye, tuzlarız. Şimdi de yapıyoruz. Gelin hastaneye gider, doğum yapar gelir; gene burada tuzlarız.” (Mahmudiye-Doğanca Köyü)

“Bebekler eskiden tuzlanıyordu. Şimdi yapmıyorlar. Bebeği yıkadıktan sonra, koltuk altına, apış arasına, bütün vücuduna, hepsine güzelce tuz ekiyorduk. Bebek ıslak ıslakken hemen kundakla sarıyorduk; ağzına da biraz tuz sürerdik ağzı kokmasın diye.” (Mahmudiye- Balçıkhisar Köyü)

Kundaklama ve Höllük: Geleneksel uygulamalardan birçoğu değişerek ve dönüşerek devam etmektedir. Bazı uygulamalar ise çoğu yerde unutulmuştur. Doğumla ilgili önemli uygulamalardan biri olan kundaklama ve höllüğe (topraklama) günümüzde rastlanmamakta, bu değişimle ilgili olarak kaynak kişiler şu bilgiyi paylaştılar:

“Önceden bebekleri kundaklarlardı. Şimdi kundaklamayı batırdılar, yok.” (İnönü-Merkez) “Kundaklama şimdi kalktı ama kundak olsa, daha sağlıklı olurdu. Eskinin insanları niçin sağlam? İşte, bu toprak sayesinde. Isıtılıp da sarılıyor ya, çocuklara o çok yararlı. O toprak vitamin veriyordu; toprak gıdasını gideriyordu. Şimdiki çocuklar da demir eksikliği oluyor; kimisi duvarları kazıyıp yiyor; kimisi ‘kil’ deriz bizim buralarda, onu yiyor. Eskiden o toprak demir eksikliğini gideriyordu.” (Sivrihisar- Merkez)

Lohusalık: Yeni doğum yapmış kadına “lohusa” denmektedir. Kadın ve bebeğinin lohusalık döneminde, özellikle kırk gün içerisinde, zararlı etkilere (doğaüstü güçlerden ve çevreden gelebilecek) açık olduğuna inanılmaktadır. Bu etkilerden korunmak için yapılan çeşitli uygulamalar vardır: Lohusa olan kadına, lohusa şerbeti içirmek; yedi kişiye okutulmuş su içirme; incirli tatlı yedirmek… gibi.

Süt Verme: Çocuğun beslenmesinde anne sütünün önemli bir yeri vardır. Bebeğin sağlıklı olması için ilk gelen sarı sütün (ağız, den süt) emzirilmesi gerekmektedir. Ancak geçmişte ağız sütünün bebeğe verilmesi için üç ezan beklenmesi gerektiği inancı vardır. Günümüzde bu uygulama tamamen ortadan kalkmıştır. Anne sütünün bol olması için yapılan birçok geleneksel uygulama vardır.

Ad Verme

Yeni doğan bireyin sosyal hayatta yer alabilmesi için bir ada, isme ihtiyacı vardır. “Geleneksel kesimde yeni doğan bir çocuğa ad konması, genellikle, dinsel nitelikli bir törenle olur. Giderek etki gücünü yitirmekle beraber, dinsel niteliğin, yine de, çoğu yerde etkinliğini sürdürdüğünü görüyoruz.” (Örnek 1995: 149) Kültürel geçmişimizde farklı şekillerde uygulanan ad verme ve etrafında oluşan gelenek Eskişehir ili ve bağlı yerleşim birimlerinde şu şekillerde uygulanmaktadır:

“Kaynatam hoca çağırırdı, yemek hazırlardık. İsmine kaynana, kaynata karar verirdi. Çocuğun anne babası razı olurdu. Hoca ezan okurdu, çocuğun sağ kulağına üç kere adını ünlerdi (seslenirdi).” (Han-Merkez/İnönü-Merkez)

“Bebekler ikizdi ebe gelene kadar ben birinciyi doğurdum. Bebeğin göbeğini görümcem kesti ikincisinin göbeğini ebe kesti. Birinciye görümcem kendi annesinin adını, ikinciye de ebe kendi annesinin adını koydu.” (Mahmudiye-Balçıkhisar Köyü)

Kaynaklar:

ACIPAYAMLI, O. Türkiye’de Doğumla İlgili Adet ve İnanmaların Etnolojik Etüdü. Erzurum: Atatürk Üniversitesi Yayınları, 1961.

BORATAV, Pertev Naili. 100 Soruda Türk Folkloru. İstanbul: Gerçek Yayınevi, 1994. EMİROĞLU K. – AYDIN, S. Antropoloji Sözlüğü. Ankara: Bilim ve Sanat Yayınları, 2003. Gümüşhane Halk Kültürü Alan Araştırmaları. İstanbul: Gümüşhane Valiliği Yayınları, 2009. HAVİLAND, W. A. Kültürel Antropoloji. İstanbul: Kaknüs Yayınları, 2002.

HAVİLAND, W. vd. Kültürel Antropoloji. İstanbul: Kaknüs Yayınları, 2008. İNAN, A. Tarihte ve Bugün Şamanizm. Ankara: Türk Tarih Kurumu, 1995.

KOTTAK, C. P., Antropoloji. Ankara: Ütopya Yayınevi, 1994. Kültür ve Turizm Bakanlığı Araştırma ve Eğitim Genel Müdürlüğü Halk Kültürü Bilgi ve Belge Merkezi CD2013.0011-0024 ve CD2013.0094-0103 numaralı ses kayıt CD’leri. Derleyenler; Yeliz KILIÇASLAN, Emine YILDIRIM YILMAZER

STRAUSS, Levi C. Modern Dünyanın Sorunları Karşısında Antropoloji. İstanbul: Metis, 2012. MAUSS, M. Sosyoloji ve Antropoloji. Ankara: Doğu Batı Yayınları, 2011.

ÖRNEK, S., V., Geleneksel Kültürümüzde Çocuk. Ankara: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 1979.

ÖRNEK, S. V., 100 Soruda İlkellerde Din Büyü Sanat Efsane . İstanbul: Gerçek Yayınevi, 1995.

ÖRNEK, S., V., Türk Halk Bilimi. Ankara: Kültür Bakanlığı Yayınları, 1995.

REED, E. Kadının Evrimi Anaerkil Klandan-Ataerkil Aileye. İstanbul: Payel Yayınları, 1994