Eskişehir El Sanatları

ESKİŞEHİR’DE EL SANATLARI

Eskişehir, Anadolu toprakları içerisinde çok değişik kültürlerle tanışık, oldukça zengin folklor özelliklerine sahip bir ilimizdir.

13. yüzyıldan bu yana yerleşimin görüldüğü bu ilde 18. ve 19. yüzyıllardaki Türkmen ve Yörük yerleşimleri ile 19. ve 20. yüzyılın başlarındaki Kırım, Kafkasya ve Balkanlardan gelen göçmenlerin bu il ve çevresindeki kültür oluşumlarına katkıları açıkça görülmektedir. Bu kültür oluşumları içerisinde yer alan el sanatları da hiçbir yöremizde görülemeyecek kadar çok çeşitlilik gösterir. Ancak bugün kimi el sanatları, yerlerini sanayi ürünlerine terk ederek müzelerdeki yerlerini almış; kimileri yok olmakla karşı karşıya kalmıştır. Bununla birlikte olanca zarafetiyle yaşayan ve yaşatılan el sanatları da işlerliğini sürdürmektedir.

Dokumacılık

Yerleşik yaşama geçmiş olan Yörük ve Türkmen köylerinde kilim, cicim, zili, sumak ve pala dokumacılığı ile heybe, çuval, yastık yapımı oldukça önemli bir yer tutmaktadır. Özellikle Sivrihisar ilçesi Kuzuören. İlyaspaşa, Yörme, Holanta Köyü Türkmenleri, Günyüzü Türkmenleri, Han Kasabası ile Seyitgazi-Kırka Karakeçili Türkmenlerinin kilim dokumaları ilginçtir.

Kilim dokumacılığı son derece özgürdür. Türkmen deyişiyle “Halı işi deli işi, Kilim işi kimin işi” sözü, kilim dokumacılığının özgürlüğünü vurgulamaktadır. Kilim dokumacılığında önceden hazırlanan bir model bulunmaz. Ancak gelenek kalıpları içerisinde ve dokuma anında, desenlerin özelliğine göre dik ve yan taşmalar yapılıp boşluklar doldurularak çalışılır. Halıda olduğu gibi sıra takibi yapılmaz.

Yörede kilim benzeri el dokumaları arasında yer alan cicim, zili, sumak... gibi değişik biçimlerdeki süsleme teknikleri de geliştirilmiştir. Bu dokumalardan ihtiyaca göre de çuval, yastık yüzü, hurç, heybe, yatak örtüsü ve sedir örtüsü hazırlanır. Bu dokumaların üzerlerindeki desenler de değişik adlar alırlar: İskambilli, Karakilim, Gülbudağı, Gelintaşı, Elibelinde, Atkaçtı, Akrep, Koçboynuzu, Kocabaş, Parmak, Merdiven, Ejder, Pençe, Çomça, Top, Ayna ve Bıtrak... gibi.

Son yıllarda ilimizde kilimciliğin geliştirilmesi amacıyla Seyitgazi-Kırka, Çifteler- Han ve Sivrihisar-Kayakent’te kilim dokuma okulları açılmıştır.

Beş Bacalı Kilim: Sivrihisar’ın kuzeyinde yer alan Karaburhan, Sarıkavak, Dümrek, Zey, güneyinde Yeni Doğan, İlyaspaşa köylerinde kadınlar tarafından dokunmaktadır. Bu kilim seccadenin tasavvuftaki beş merhaleyi anlattığı, insan ruhundaki arınmayı gösterdiği söylenmektedir. Beş bacalı kilimde çok ince bir işçilik hâkimdir. Kilimin renkleri tamamen doğal boyalardan yapılmaktadır. Kırmızı renk boya çilinden, mavi renk indigodan, yeşil renk eynik otundan, kahverengiler ceviz meyve kabuğundan, sarılar kurt odunundan elde edilir.

Bacalı kilimin deseni Sivrihisarlılarca Sivrihisar Kalesi’ne atfedilmektedir. Kale kuşatılmış, günlerce muhasara altında kalmış, ancak ele geçirilememiştir. Ele geçirmek için bir Türk kızının kasıtlı olarak düşmana esir düşmesine karar verilir. Kıza belli simge ve işaretler öğretilir. Her simge ve işarete belli anlamlar verilmiş ve bu simgelerle işaretleri kullanarak kalenin planını bir kilime dokuması istenmiştir. Bu dokunan kilimlerden biri nasılsa kale dışına çıkacak ve Türkler bunu ele geçireceklerdir. Böylece kilimin desenlerinden nerede oklu, nerede atlı askerlerin bulunduğu öğrenilecek, bu plana göre saldırı düzenlenecektir. Kız, kale çevresinde dolanarak düşmana esir düşer. Kaleye giren kız, hemen ağacını (tezgâhını) hazırlar, subay ve askerlere kendilerine kilim dokuyacağını söyleyerek ip sağlar. Bu arada kalenin içinde gezerek planı kafasında oluşturur. Kalenin planını simge ve işaretlerle anlatan desenleri kale planına göre yerleştirip kilimleri dokur. Düşünüldüğü gibi bu kilimlerden kale dışına çıkan olur. Kilimi ele geçiren Türkler, simge ve işaretleri çözümleyerek saldırı planı hazırlarlar. Kalenin içini adım adım öğrenen Türkler saldırıya geçerler ve bir türlü ele geçirilemeyen kale “Bacalı Seccade” sayesinde fethedilir.

Dağküplü Dokuması: Mekikli dokuma atkı ve çözgü ipliklerinin dikey açı yapacak şekilde, birbirinin altından ve üstünden geçirilmesiyle ortaya çıkan düz yüzeyli bir üründür. Sarıcakaya İlçesi Dağküplü köyünde sadece kadınlar tarafından yaklaşık 40 cm eninde bez dokunabilen el tezgâhlarında yapılan bu dokumada, pamuk ya da ipek ip kullanılmaktadır. Pamuk ip boyanmadan, ipek ip ise ipek böceğinin dışkısından elde edilen bir sıvı ile yeşil renge boyanarak kullanılmaktadır.

İpek iple örtme denilen, kadınların evlerinin dışına çıktıklarında yazmalarının üstüne örttükleri, bele inecek kadar uzun ve geniş başörtüsü yapılır. Pamuklu iple hem pamuklu örtme, hem de peşkir, çarşaf ve göynek denen iç giysi yapılır. Renkli çözgü pamuk iple yapılan sofra bezi için hazırlanır. Bunun dışında renkli ipler sadece atkı amaçlı kullanılır. Bu nedenle özellikle peşkirlere konan desenler atkı ip ile çözgülük ipler sayılarak yapılır. Köyde, mikroklima iklim özelliği dolayısıyla bir dönem pamuk da yetiştirilmiş ve dokumalık ipi ailelerin kendisi ekip eğirmiştir. Ancak yaklaşık 50 yıldır çözgülük ip satın alınmaktadır. Renkli ipler ise kişiler tarafından kimyasal nitelikteki boyalarla boyanmakta ya da satın alınmış orlon kullanılmaktadır.

Dokumaların uçları ya da üzerleri farklı şekillerde süslenmektedir. Bu sayede birden fazla el sanatı ya da süsleme tekniği de dokuma sayesinde yaşamaktadır:

-Peşkirlerin uçları dokuma sırasında yapılan renkli iplerle desenlenmektedir.

-Çarşaf, peşkir ve tokalı denen örtmelerin uçlarına pamuk iple bağlama tekniğinde dantel yapılmaktadır.

-Peşkir ve pamuklu genç kız örtmelerinin ucu toka denilen, renkli iplerden yapılmış püsküllerle süslenir.

-Kadın göyneklerinin göğüs kısmı kanaviçe işlenerek ve boncuk oyası ile süslenir.

-İpekli ve yetişkinlerin pamuklu beyaz örtmelerinin ucu, bükme denilen, bükülmüş ince ip gruplarından oluşan sade püsküllerle süslenir.

Köyde, dağ köyü olmasının da etkisiyle geçim kaynağı sorunu yaşanmaktadır. Bu nedenle tarım ya da hayvancılıkla uğraşan ve geniş mera ya da sulu tarımın yapılabildiği ova arazisi olan komşu köyler arasından Dağküplü dokumasıyla öne çıkabilmiştir.

İşlemecilik

Lületaşı İşlemeciliği: 1940’lı yıllarda gelişmeye başlayan Lületaşı işlemeciliği 1950’li yıllardan başlayarak bir el sanatı olarak kendini göstermeye başlar. Önceleri yalnızca pipo yapımı konusunda gelişme kaydeden Lületaşı, kolye, bilezik, küpe ve biblo gibi süs eşyalarında da aranılan bir taş olmaya başlamıştır.

Lületaşı ustalarının Lületaşının bulunuşu ve ilk kuyunun açılışı ile ilgili anlattıkları bir hikayeye göre bir gün çobanın biri koyunlarını otlatırken dinlenmek için bir ağacın altına oturur. O sırada bir köstebeğin topraktan beyaz taş parçalarını çıkarmaya çalıştığını görür. Çoban taş parçasını eline alır, çakısıyla yontmaya başlar ve bir peri kızı çıkarır ortaya. Kız dile gelir “-Yaktın beni insanoğlu” diye bağırarak delikten içeri girip kaybolur Çoban da arkasından gider ve kızı ararken derin bir çukurun içinde ölür. Böylece ilk kuyu açılmış olur. Bu hikayeye göre lületaşı ustaları da kendi pirlerinin Köstebek olduğuna inanırlar.

Toprağın 1metre altından başlayarak 140-150metre altına inen kuyulardan oldukça güç koşullarda çıkarılan Lületaşı, diğer adıyla Eskişehir taşı beyaz renkte olup gözeneksiz ve hafif olması aranan özellikleridir. İyi nitelikte taşlar “Boz” ve “Devetüyü” adı verilen topraktan çıkarılır.

Eskişehir’in Sarısu, Yenişehir, Türkmentokat, Gökçeoğlu, Karaçay, Söğütçük, Margı, Sepetçi, Nemli, Kümbet, Yeniköy, Kepeztepe, Karahöyük ve Başören köylerinden çıkarılan lületaşı büyüklüğüne göre sıralanarak yapılacak eşyanın türü seçilir. Yalnızca kolye ve tespih yapılabilen en küçük boy lületaşına “Dökme” denir. Küçük boy pipo yapımında “Orta”, orta boy pipo yapımında ise “Daneli” kullanılır. Büyük boy pipolar “Pamuklu” dan yapılır. Taşın büyüklüğü on pamuklu boyuna eriştiğinde “Birimbirlik” adını alır. En büyük boy taşa ise “Sıramalı” adı verilir. Ancak nadiren bulunan ve 30 ile 80 pamuklu boyları arasında değişen taşlara da rastlanır. Bunlara ise “Omuzlama” ve “Budama” denir.

Pipolar üzerindeki desenler ve figürler çok çeşitlidir. Baş figürlü pipolardan Osmanlı başları (Sarıklı, Barbaros, Betaşi, Sultan, Fesli, Efebaşı ve Mihrace...), Arslan Başı, Baküs Başı, Genç Kız Başı en çok kullanılanlardır. Bunların yanı sıra stilize hayvan figürleri, soyut şekiller üzerinde değişik desenler, Romalı Asker, Denizkızı, Fil, At, Kartaltırnağı ve El figürleri ile birlikte tanınmış kişilerin başlarına da rastlanır.

Lületaşı işlemeciliği alanında son yıllarda verilen önem doğrultusunda 1989 yılında açılan Lületaşı Meslek Okulu’nun da bu sanata katkılarını unutmamak gerekir.

Çorap İşlemeciliği: Eskişehir’deki eski yerleşim bölgelerinde ve yüzyılın başındaki Yörük ve Türkmen yerleşiminin bulunduğu köylerin hemen hepsinde kadınların en çok uğraştıkları el sanatlarındandır.

Ancak Sivrihisar’da yapılan çorapların renk ve desen açısından diğerlerinden ayrı bir yeri vardır. “Ak Çoraplar” özelliği taşıyan bu çoraplar beyaz ya da krem renginde olup genellikle ajurların konçlarda yer aldığı çoraplardır. Bu çorapların ajurlu olmasının nedeni çorabı tekdüzelikten kurtarmak amacını taşır. Böylece çorap desenli ve dekoratif bir görünüme sahip olur. Üzerindeki desenlerde bulunan işlemelerin biçimlerine göre; Arpalı, Baklava Dilimi, Sığır Suyu, Sıçan Dişi, Sineli, Terleme, Elmas Eli, Düz Örgü, Kestane Kabuğu, İngiliz İğnesi, Süpürge Sapı, Bal Peteği, Fincan Göbeği, Sarhoş Yolu, Bıçak Burnu gibi adlarla anılırlar.

Seyitgazi Oyaları: Anadolu’nun hemen her yöresinde genç kızlarımıza beceri kazandırmanın temeli olarak kullanılan oya yapımı kullanılan malzemeye göre; Boncuk Oyaları, İplik Oyaları, Koza Oyaları, Bez Oyaları, Mum Oyaları gibi adlar alırlar. Kullanılan araçlara göre ise İğne oyaları, Firkete Oyaları, Tığ Oyaları ve Mekik Oyaları olarak adlandırılırlar.

Anadolu’da yalnızca Eskişehir-Seyitgazi ilçesi ve çevresinde görülen boncuk oyaları iğneyle, tığla ya da mekikle yapılabilmektedir. Bazen iplik üzerine dizilen boncuk sayılarının şaşırtıcı boyutlara vardığı bu sanat tülbentlerde, mendillerde, içliklerde, yaka ve kol ağızlarında gelinli kızlarımızın çeyizlerini süslemektedir.

Seyitgazi boncuk oyalarından bazılarının adları şöyle: Üç Güzel, Bahçe Güzeli, Kirpik, Dut Oyası, Piliç Ayağı, Yattı Kalktı, Atmış Akıl-Yetmiş Fikir, Hanım Teri, Saat Kordonu, Yasemin, Sincir, Çilek, Ay Yıldız, Kahve Çıtlağı, Zikzak, Gelin Tacı, Su Taşı, Kaynana Dili, Fincan Altı, Süpürge, Kiraz, Peri Bacaları, Yaprak, Raf Kertiği, Gece Lambası, İncir, Çark, Kuzu Dişi, Örüncekli, Portakal, Mini Etek, İncili Küpe, Dama, Halkalı Şeker, Bir Benli, Zeki Müren Göbeği, Hanım Çantası, Süpürgeler, Kanlı Kafa, Şemsiye, Dönme Dolap, Bebek Oyası, Saray Süpürgesi, Kuşgözü, Bülbül Yuvası, Hanım Göbeği ve Elti Eltiye Küstü...

Alpu Gümüş İşlemeciliği: Son yıllarda gün ışığına çıkarılan Alpu ilçesindeki bu önemli el sanatı evlerde aileler arasında sürdürülmektedir. İşlemelerde geleneksel Türk ve Osmanlı desenlerinin yanı sıra Osmanlı Padişahlarına ait tuğra ve mühürlerin illüstrasyonları da kullanılmaktadır.

Gümüşten yapılan eşyalar arasında kama, tütün tabakası, kamçı, enfiye kutusu, at koşum takımları süsleri, ağızlık, bilezik, muskalık, kemer, kolye, yüzük, küpe, kravat iğnesi, tabanca kabzası, yaka iğnesi, kol düğmeleri, çeşitli rozetler bulunmaktadır. Bu eşyalar üzerinde işlenen desenleri oluşturma işine “SAVAT” adı verilir. Savat kurşun, gümüş, bakır ve kükürt karışımından oluşan bir çamurdur. Cilalanarak parlatılan gümüş eşya üzerine oyma kalemleriyle işlenerek oyulan desenlerin üzerine savat çamuru doldurularak eşya ateşe tutulur. Soğuduktan sonra eğe ve zımpara ile tesviyesi yapılıp keçe cilası ile parlatılarak satışa sunulur.

Sivrihisar Cebesi ve İncili Küpe İşlemeciliği: Gelinlik kızların hayalini kurduğu “Sivrihisar Cebesi ve İncili Küpesi”, 1800’lü yıllardan günümüze, Ermeni ustalardan (1917 yılına kadar Sivrihisar’da yaşamışlardır) devralınan geleneğin aktarılmasıyla taşınmıştır. Ermeni ustaların yanında yetişen Sivrihisarlı kalfa ve çıraklar bu geleneği devam ettirmişlerdir. Hıristiyan geleneklerine dayanan incili küpenin orijinali, İsa ve 12 havarisine gönderme yapılarak 12 inciden üretilmektedir. Ancak küpenin şimdiki örnekleri daha ucuza mal etmek için on ikiden daha az inci ile yapılmaktadır.

Küpenin üst kısmındaki mavi taş nazar, ortasındaki kırmızı taş ateşi, etrafındaki inciler de saflığı ve temizliği temsil ediyor. İncili küpe üç boydur, küpenin kenarlarındaki altın toplar 6, 8 ve 12 tane olarak sınıflandırılır. Bir çift küpe 300 parçanın tek bir parçada birleştirilmesiyle oluşturulur. Küpenin göbeği orijinalinde kırmızıdır. Bir çift küpenin yapımı 2 gün alır ve işçiliği çok zordur.

Sivrihisar cebesi ince, tel tel altınların halı gibi dokunmasıyla yapılmış ince ve geniş bir bileziktir. Sivrihisar cebesi, bileziğin yanı sıra kolye olarak da işlenebiliyor. Geleneksel üretim tekniklerine bağlı kalınarak bugünde el işçiliğiyle yapılıyor. Cebeler, 22 ayar altın örme tekniğiyle üretiliyor. Tamamen el işçiliğiyle örülen cebenin, Trabzon cebesine göre telleri mikron olarak daha kalındır ve bu da kullanış açısından daha avantajlı olmasını sağlar.

Sivrihisar düğünlerinde erkek tarafının gelin için hazırlayacağı bohçaya “olmazsa olmaz” bir çift cebe ve bir çift incili küpe konur. Her ne kadar bir ziynet eşyası ise de, temkinli ve tutumlu olan Sivrihisarlı için cebe dar günlerinde bir güvencedir.

Sarka – Pesent İşlemeciliği: Eskişehir’de geleneksel kadın giyimi “Ağır Esvap” olarak adlandırılır. Birbirini andıran giyim türleri içerisinde en çok seçileni ve en değerlisi ise “Sarka- Pesent”tir.

Sarka genellikle vişne çürüğü, mor veya lacivert renk ipek kadife üzerine tamamen sim, boncuk tel sırma ve pullarla işlenen uzun kollu, düğmesiz, önü açık bir cepken türüdür. Önü ve arkasında sim ve sırmadan yapılmış püsküller vardır. Sim sırma altın veya gümüş rengindedir. Sarkanın boyu bel hizasına kadardır. Sarka yapıldığı yere ve üzerindeki motiflere göre Sivrihisar Sarkası, İzmir Sarkası ve İnönü Sarkası adlarıyla anılır.

Pesent; ipek ve benzeri kumaşlardan yapılan şalvara verilen addır. Genel olarak pembe, vişne çürüğü, bordo ve kırmızı renkler seçilir. 8 – 10 metre kumaştan yapılır. Pesent’in de üzeri tamamen altın veya gümüş renkli sim sırma tellerle, pul ve boncuklarla işlenir. Uygulanan motifler çiçekler ve bahar dalları biçiminde tüm şalvarı kaplar. Paça kısımları daha kalın işlenir. Giyim sırasında önünde bulunan fazlalık uçkurun içine toplanarak giyilir.

Sarka-Pesent dışında Eskişehir yerel giyiminde ağır esvap olarak adlandırılan kadın giysileri seçilen kumaş ve motife göre Canfez, Altıparmak, Cezi, Hint Kumaşı, Sevai, Kıron, Elmasiye, Meydani, Tamaşa, Dizbağlı ve Bindallı adlarıyla anılır.

Yukarıda saydığımız el sanatlarının dışında yörede geçmiş yıllarda uğraşı alanı bulan ipekçilik, pamuk ipliği boyacılığı ve bez dokumacılığı gibi bazı el sanatları da işlerliğini yitiren el sanatlarındandır. Bu sanatların varlığına ise ancak bazı yazılı kaynaklarda, eski salnamelerde rastlayabiliyoruz.

Çömlekçilik

Mihalıççık’a bağlı Sorkun Köyü’nde kadınlar, Neolitik dönemde uygulanan teknikle çamuru şekillendiriyor, kap-kacak yapıyor ve aynı dönemin yöntemiyle çömleklerini açıkta pişiriyorlar. Ana Tanrıça kültürünün egemen olduğu dönemlerin tekniği günümüzde de kadınlar tarafından sürdürülüyor. Sakarya ve Porsuk nehirlerinin arasındaki Sorkun Köyü’nde yapılan çömlekler, binlerce yıldır süregelen pişmiş toprak kültürünü yansıtıyor.

Kaynakça:

Koçkar, M. T., Eskişehir Halkbilim Ürünleri, Anadolu Üniversitesi, Eğitim, Sağlık ve Bilimsel Araştırmalar Vakfı Yayını, No:146, Eskişehir, 1999.

Koçkar, M. T., Eskişehir’de Yöresel El Sanatları, 3.Milli Kültür Şurası Bildirisi, Eskişehir, 1997.

Kozak, M., Lületasi ve Kültür Turizmi Açısından Önemi, Kültür Turizmi Semineri, Zonguldak Karaelmas Üniversitesi, Safranbolu Meslek Yüksekokulu, 21-22 Nisan, Safranbolu., 22/04/1999.

Özbağı, K. T., Emel, Eskişehir İl Merkezinde Lületaşından Üretilen Mamuller, Mesleki Eğitim Dergisi, sayı: 640, ss:109 – 117, Ankara, 2003.

Kurt, A. O., Lületaşının Endüstriyel Ve Sanatsal Kullanım Alanları, Muğla Üniversitesi, Teknik Eğitim Fakültesi 2000–2001 Yılı Seminer Kitabı, Muğla, 2002, syf.35-42.

Sertkaya, O. F., Türkçe Tıp Metinlerinde Lületaşı. Eskişehir II. Uluslararası Lületaşı “Beyaz Altın Festivali, “Beyaz Altın Semineri”, Eskişehir, 1989.

Kılıç, Y.- Kara, Ç., 2008. “Sarıcakaya/Dağküplü Köyü Araştırması:  ‘Bu Köyde Dokuma Yok’”, Gazi Üniversitesi I.Ulusal El Sanatları Sempozyum Bildirileri, 24-26 Nisan 2008 Ankara. 

Çetintaş, E., Sorkun Köyü Çömlekçi Killerinin Döküm Çamurlarında Kullanımının Araştırılması XII, 78 y., Tez (yüksek lisans), Anadolu Üniversitesi, 1999.

Özkul, A. A., Kütahya İli Merkez İlçesindeki Savatlı Gümüş Takılar, Gazi Üniversitesi, Ankara, 2004.

Özbel, K., Türk Dokuma Sanatından Örnekler, Ak Yayınları, İstanbul, 1984.